Zehir Görünmüyor Ama Akıyor: Türkiye’de Uyuşturucu Krizi Kanalizasyonda
Altınbaş Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu Anestezi Program Başkanı Öğr. Gör. Merve Zıvalı, 17 Ocak Uyuşturucu ile Mücadele Günü kapsamında açıklamalarda bulundu.
Altınbaş Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Anestezi Program Başkanı Öğr. Gör. Merve Zıvalı, 17 Ocak Uyuşturucu ile Mücadele Günü kapsamında kaleme aldığı değerlendirmede, uyuşturucu kullanımının yalnızca adli kayıtlar ve bireysel beyanlarla değil, atık su bazlı epidemiyoloji gibi bilimsel yöntemlerle izlenmesi gerektiğine dikkat çekti. Zıvalı’ya göre uyuşturucuya dair en dürüst ve nesnel veriler, şehirlerin altından sessizce akan atık sularda gizli.
Uyuşturucu kullanımına ilişkin bireysel itiraflar veya mahkeme tutanaklarının gerçeğin yalnızca görünen yüzünü yansıttığını belirten Zıvalı, atık su analizlerinin toplum ölçeğinde çok daha güvenilir bir tablo sunduğunu vurguladı. İnsan vücudunda metabolize edilen yasa dışı maddelerin kalıntılarının kanalizasyon sistemine karıştığını ifade eden Zıvalı, bu yöntemin hangi maddelerin hangi yoğunlukta ve hangi dönemlerde kullanıldığını açık biçimde ortaya koyduğunu belirtti.
Dünyada yaygın, Türkiye’de sınırlı
Atık su bazlı epidemiyolojinin Avrupa, Avustralya ve Latin Amerika’da uzun süredir halk sağlığı ve güvenlik politikalarının ayrılmaz bir parçası olduğuna dikkat çeken Zıvalı, Türkiye’de ise bu yöntemin bugüne kadar yalnızca sınırlı sayıda akademik çalışmayla gündeme gelebildiğini söyledi.
Küresel tablo: Sentetik maddelerde tarihi artış
Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi’nin (UNODC) son raporlarına değinen Zıvalı, küresel uyuşturucu pazarında özellikle metamfetamin, amfetamin türevleri ve sentetik opioidlerin tarihsel zirvelere ulaştığını belirtti. Düşük maliyet, kolay üretim ve yüksek bağımlılık potansiyeli nedeniyle bu maddelerin geleneksel uyuşturucuların yerini hızla aldığını ifade eden Zıvalı, “Yeni Psikoaktif Maddeler”in (NPS) yasal düzenlemelerin önünde ilerleyerek toplumları farkına varmadan daha ölümcül risklerle karşı karşıya bıraktığını vurguladı.
Türkiye’nin aynası: Atık sular ne söylüyor?
Türkiye’de 2019 yılında 11 büyük şehirde gerçekleştirilen en kapsamlı atık su bazlı uyuşturucu analizinin sonuçlarına dikkat çeken Zıvalı, bulguların kamuoyundaki yerleşik algıları ciddi biçimde sarstığını belirtti. Çalışmaya göre Gaziantep’in metamfetamin kullanımında ilk sırada yer aldığını, Kayseri’nin ikinci sıraya yerleştiğini, Adana’da ise birkaç yıl içinde üç kattan fazla artış saptandığını aktardı. Aynı analizde MDMA kullanımının hafta sonları özellikle Mersin, Diyarbakır ve Adana’da keskin artışlar gösterdiği; kokain kullanımının ise Diyarbakır, Mersin ve Gaziantep’te belirgin biçimde yükseldiği tespit edildi.
2019 sonrası ulusal ölçekte yeni bir atık su izleme çalışması bulunmamasına rağmen, yakalama, klinik başvuru ve ölüm verilerinin metamfetamin ve sentetik uyarıcı kullanımındaki artışı güçlü biçimde desteklediğini belirten Zıvalı, Türkiye’nin artık yalnızca bir geçiş ülkesi değil, hızla genişleyen bir hedef pazar hâline geldiğini ifade etti.
Uyuşturucu yerelleşiyor
Resmî güvenlik verilerinin de bu dönüşümü doğruladığını belirten Zıvalı, metamfetamin ele geçirme miktarlarının son yıllarda onlarca kat arttığını, uyuşturucu üretiminin ise sınır ötesinden ziyade mahalle aralarındaki depolar ve yerel laboratuvarlar üzerinden yürütülmeye başlandığını söyledi. Bu durumun uyuşturucu sorununu “ithal” bir güvenlik meselesi olmaktan çıkararak yerli ve yapısal bir krize dönüştürdüğünü vurguladı.
Çocuklar ve ergenler risk altında
Ege Üniversitesi’nde 0–18 yaş aralığında 4.524 çocuk ve ergen üzerinde yürütülen toksikolojik çalışmaya da değinen Zıvalı, vakaların %13,2’sinde alkol veya madde kullanımının saptandığını, en yüksek risk grubunun 15–18 yaş aralığı olduğunu belirtti. Her beş kullanıcıdan birinin kız çocukları olması ise dikkat çeken bir diğer bulgu olarak öne çıktı.
Ceza değil, tedavi ön planda olmalı
Araştırmaların ceza sürelerinin madde kullanımını azaltmada etkili olmadığını gösterdiğini ifade eden Zıvalı, buna karşılık tedavi ve rehabilitasyon hizmetlerine erişimin suç tekrar oranlarını ciddi biçimde düşürdüğünü vurguladı. Türkiye’de AMATEM ve ÇEMATEM’lerin kapasitesinin sınırlı olduğuna dikkat çeken Zıvalı, bilimsel literatürde aile temelli müdahalelerin gençlerde madde kullanımını %30–60 oranında azalttığının açıkça ortaya konduğunu söyledi.
Bütüncül mücadele çağrısı
Uyuşturucu ile mücadelenin yalnızca güvenlik refleksiyle değil; erken uyarı, önleme, tedavi ve sosyal onarımı içeren bütüncül bir kamu politikasıyla yürütülmesi gerektiğini belirten Zıvalı, atık su bazlı epidemiyolojinin erken uyarı sistemlerinin temel taşlarından biri olabileceğini ifade etti.
Uyuşturucu krizinin artık yalnızca bir güvenlik sorunu değil; halk sağlığını, aile yapısını ve ekonomik geleceği tehdit eden çok boyutlu bir toplumsal sorun olduğunun altını çizen Zıvalı, “Bu mesele rakamlarla değil, kaybedilen bir neslin bedeliyle ölçülmektedir” değerlendirmesinde bulundu.


